Yemeniciler (İZDEN SIZAN -13) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 12 Haziran 2018, Salı 10:08:38

Gurup kızıl, turuncu ışınlarını Akliman üzerinden garaja ve Sinop’a yollarken garajdan adaya bakan baba kız Çukurbağı eteklerindeki (T) şeklinde görünen çevrenin en büyük iki yapısına bakıyordu. Yolculuk sırasında ocuğun öğretmen okuluna gideceğini öğrenmiş olan şoförleri Kel Ali çocuğa:
Yemeniciler (İZDEN SIZAN -13)
-Bak senin okul orası, diyerek diğer binaların arasından kolaylıkla seçilebilen yapıları göstermişti. Diğer yolcularla birlikte garajın güney yönündeki çıkış merdivenlerine yürüdüler. Tershanedeki elektrik motoru çalışmış, beton direklerdeki ampuller kararmakta olan havaya karşı direnip hiç olmaz ise direklerin dibini aydınlatmaya çalışıyorlardı.

Önde baba, arkada çocuk iki yanında dükkanlar olan merdivenlerden yola indiler. Sola dönüp baş aşağı yürürken sağ tarafta karanlıkla birlikte daha bir heybetli görünen yaklaşık dört metre yükseklikte volkanik taşlardan yapılmış, yoldan aşağı doğru uzanan duvarı gördü. Bu arada duvarlardan gelen tiz düdük sese ile irkildi. Duvarların üzerindeki  belli aralıktaki nöbetçi kulübelerindeki silahlı askerler düdükle işaretleşiyordu. Babası ‘ Ünlü Sinop Hapishanesi’ dedi.

Yirmi metre yürüdüler. Hemen yanlarında Askerlik Şubesinin duvarı kenarındaki Nöbet kulübesinde nöbet değiştiren askerleri gördüler. Yolun karşısında hapishanenin demirden giriş kapısı ve bir gardiyan ile iki nöbetçi asker daha…

Sular artık iyice kararmaya başlamış, Lonca Kapısının altındaki dükkanlar yavaş yavaş kepenklerini kapatıyor…

Kahveci Kürt Fahri’nin kahvehanesinin önündeki alçak hasır taburelerde akşam  kahvesini yudumlayan birkaç esnafın yanından geçtiler. Yolun karşısında, Kaleyazısı Camii’nin üst tarafında beyaz badanalı “Otel Gül Palas” yazısını görünce karşıya yöneldiler.

İsmi “Şen Boyabat Oteli” iken Salih (Acar) hoca tarafından işletilen  oteli İvyanlılar’ın yanında otel kalfalığı yapan Sami Gül satın almış Otelin adını da Gül Palas Oteli yapmıştı… Baba kız, önünde semerler, kazma, orak, çan ,pulluk gibi malzeme örnekleri olan Osman Çınarın nalburiye dükkanı ile Turan (Gümüş)lokantası arasındaki bir buçuk metre eninde sekiz metre derinliğindeki koridordan içeri girdiler. Koridoru yirmi beş mumluk ampul belli belirsiz aydınlatıyordu. Koridorun sonunda yırım metre kareden biraz büyük tabanı betondan bir sahanlığa gelince sağa ve sola iki merdiven çıkıyordu. Acaba hangisi dercesine duraklamalarından soldaki merdivenlerden inen, kendisi de otelde konuk olan,  bir mahkum yakını vaziyeti anlayarak, kendi indiği merdiveni gösterip:

-Burası, dedi. Baba önde çocuk arkada yaklaşık on basamak dik beton merdivenleri tırmandılar. Aralık kapıyı açıp içeri girdiler. Yazıhane olarak kullanılan girişte solda, alçak tezgahın arkasından kendilerine güler yüzle bakan otelin yeni sahibini gördüler.

Kısa süre sonra  baba çocuğun elinden tutarak otelden dışarı çıktı. Caminin karşısından Meydandaki çeşmeye geçip Perinçek’in fırınının kapı pervazına yaslı sokağı seyretmekte olan Niyazi’ye (Perinçek) hanı sordular. Adam eliyle hemen yirmi metre aşağıda sağdaki aralığı gösterince daha güvenli adımlarla gösterilen yöne yürüdüler.

Hanın etrafındaki neşeli kalabalığın coşkulu halleri baba kızı önce şaşırttı, sonra onlara da bulaştı. Onlar da ne olduğunu bilmeden kalabalığa doru tebessümle yaklaştılar. Ortadaki coşkuya anlam vermeye uğraştılarsa da pek başarılı olamadılar.

                Hana bitişik yemenici Arif’ de (Karagülle) içinde, Haydar (Öksüzoğlu) , Dramalı Ali, Hüseyin (Özcevahir), Çihangir (Minoğlu) gibi hemen tümü yemenici olan koca koca adamlar (Hanın etrafı yemeniciler çarşısıydı) çocuklar gibi, açık oldukları için katlanmış kanatları vitrinlerin kenarlarında yığılı duran kepenklere vurarak gürültü çıkarıyor; bu gürültüye kızan (Deli) Tevfik Usta (Taş)sokağın bir o tarafındaki ( esnafa), bir bu tarafındakilere hamle yapıyor, Kaleyazısı camiin minaresinden az önce biten akşam  ezanının yerine kahkahalar dolduruyordu.

***

Kaleyazısı’nın yemenici esnafı kendileri gibi yemenici olan  Tevfik’i  Usta’yı bir vesileyle arada kızdırırlar, Tevfik kızınca birinin üzerine yürür, o kızdıranın üzerine giderken karşıdaki kepenge vurur, Tevfik bu kez ona yönelir, bu sırada bir başkası bir başka kepenge…. Tevfik iyice zıvanadan çıkar, tüm Kaleyazısı esnafı kahkahalarla eğlenirlerdi.

Geçen gün bakkal Kör Hüseyin (Altunel) sabah erkenden;  tüm esnafa ‘Tevfik Usta ile konuşmamalarını söyleyerek ‘arkadaşlarını örgütlemişti.

Ertesi sabah dükkanın kepenkleri açan Tevfik komşusu Arif’e:

-Selamun aleykum, diyerek selam verdi. Arif selamı duymazlıktan gelerek kepengi açıp dükkana girdi.

Boynunun büken Tevfik, meydandaki çeşmeye gidip ibriği doldurdu. Karşıdaki dükkanın kapısında kapı kasasına yaslı, çevreyi seyreden Abdullah’a (Fidan) karşıdan bağırarak selam verdi.  Abdullah selamı duydu mu, duymadı mı pek anlamadı ancak o da selamı almadan içeri girdi. Dükkana dönerken Dramalı Ali’ye selam verdi. Ali de arkasını döndü. Diğer komşusu Cihangir de selamını almayınca hırsla dükkanın önünde küfeleri düzelten Kör Hüseyin’in yanına giderek:

-Ne oluyor oğlum? Bu gün hiç biriniz benimle konuşmuyorsunuz? Bir hatamız mı oldu, bir şey mi yaptık? Deyince, Kör Hüseyin:

-Oğlum, esnaf senin homo(seksüel) olduğunu öğrenmiş. Bundan sonra seninle kimse konuşmayacak! Deyince Tevfik Usta zıpladı. Anlamsız şekilde el kol hareketleri yaptı. Hüseyin’in üzerine yürür gibi yaptı. Sağ eliyle sakalını çekiştirirken sol eliyle kafasındaki fesinin üzerinden başını uyuz olmuşçasına kaşıyordu.

-Vallahi yalan, billahi yalan! Ben i.ne değilim. Yok öyle bir şey! Kim görmüş? Kim demiş?! Deyip, yemin üstüne, yemin edince, Kör Hüseyin:

-Valla ben bilmem, herkes öyle diyor! Deyince Tevfik önce bunu diyenlerin tümüne küfretti. Sonra tüm kutsallara yemin edip Hüseyin’e kedine inanması için yalvarırınca, Hüseyin;

-Tevfik, madem sen öyle değilim diyor, yemin ediyorsan ben sana inanırım. Ama diğerlerini bilmem, değince Tevfik:

-Sen onlarla konuşsan?

-Denerim,  deyip Tevfik’i savdı. Öğleye doğru Hüseyin’in yanına uğrayan Tevfik:

-Ne oldu, Konuştun mu?

-Konuştum da arkadaşlar ‘inanmasına inanırız da, Doktor Ahmet Örs’ten rapor getirsin’ öyle…’ dediler.

Kıvır kıvır kıvranan Tevfik:

-Olur mu öyle şey? Ben nasıl Ahmet Bey’e durumu anlatırım. Yapmasınlar, etmesinler dediyse de Hüseyin:

-Arkadaşların kararı kesin. Ya rapor alır kendini temize çıkarırsın, ya kimse seninle konuşmayacak! Deyip işine döndü. Akşama dek kıvranan Tevfik sonunda samimi olduğu, kalender doktora (hükümet doktoru) gitmeye razı olduğunu Hüseyin’e söyleyip:

-Yarın rapor elinizde, demek durumunda kaldı.

Ertesi gün kuşluk vakti Tevfik dükkanı kitlerken uğrun uğrun onu izleyen komşu esnafın tümü bıyık altından gülüyordu.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
Kaz
E-GAZETE