Yirminci Yüzyıl Nostaljisi (İzden Sızan 63) - TUFAN BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 15 Mayıs 2019, Çarşamba 14:14:53

Yirminci Yüzyıl Nostaljisi  (İzden Sızan 63)
Seher’in öyküsünü bitirirken…

 İlk kitabımız “1960’lar Sinop ve Çocuk” kitabından sonra, “İzden Sızan” çalışmasıyla Kastamonulu yoksul bir kızcağızın kısacık yaşamının dramı üzerinden,  genel anlamda yirminci yüzyılın Karadeniz Kültürünü; özel anlamda Sinop kültürünü öyküler şeklinde paylaştık.

 

Bu çalışmanın sonunda:  ülkece ünlü söz yazarımız, usta şairimiz Levent Bektaş’ın dilinden, bizim eksiklerimizi de tamamlayan, Sinop’un yirminci yüzyılın mazi olmuş, bir daha dönülmesi mümkün olmayan ikinci yarısını anlatan, bir şiirle noktalayıp damağınızda kekremsi tat bırakmanın uygun olacağını düşündük.

Çocuklara kıymayın efendiler…

 

SİNOP’TA NOSTALJİ….

 

Büyük cami avlusundaki ıhlamur ağacını kestiler

Alıp götürdüler dibindeki dibek taşını

Yüzyıla meydan okuyan diğer büyük ağaç ta yok artık

Düşünen çıkmadı dallarının gözyaşlarını…

 

Bir Musa Hoca vardı büyük camiide..

haşmetiyle, müşfikliğiyle Büyüleyen

Biz çocuklara sevgiyle yaklaşırdı

Bayram sabahları tan vakti koşardık camiye

Evde nokullu kahvaltı masaları hazırlanırdı

Önce cami avlusunda bayramlaşırdı herkes

Sonra spor sahasındaki lunaparka giderdik Harçlıklarımızla.

 

Megafonla, tahtaya yapıştırılmış afişlerle

Sokak sokak tanıtılırdı filmler

Pipo Salih amca oynayacak artistleri söylerdi

Kabak çekirdeğimizle, gazozumuzla

Koşardık Nermin sinemasına,Melek sinemasına..

Beş dakikası yirmi beş kuruşa

Bisiklet kiralardı Cihat usta

Hasta Beşiktaşlıydı, kızardı çoğu kez çocuklara

Ali Killi ramazan boyu patlatırdı beklenen topu

Fırıncı Avni’nin iskete ağı attığı Kefevi’deki tarlada..

Ne maçlar oynanırdı spor sahasında

Yıktılar, valilik binası yaptılar

 

Kaleci deyince Necdet Kanal, eşkıya Nurettin, mıkır Necdet..

Golcü deyince Güven Akça, Orhan Aydın,Hamamcı İzzet..

Şehitlik bahçesinde soyunurdu futbolcular..

Devre arası emerken limonlarını

Dinlerlerdi can kulağıyla Emin Kalyoncu hocalarını..

 

Helesa; o zamanlar Belediye emriyle değil

Sevgiyle yapılırdı gençler tarafından..

Balkondan atılmış para konmuş mendilin

Ucu yakılırdı bir tarafından..

 

Buzhane iskelesinde palamut gibi uskumrular

Koyun gibi yatardı yan yana kasalar dolusu

Kurbanlar kesilir sazlarla uğurlanırdı kayıklar

Her sezon başı ..

‘Vira Bismillah’ nidalarıyla alınırdı demirler

 

‘Dangaz’ın Osman ‘ türküsünü bestelediğinde

Cümbüşçü Bayram

Topdeliğinde ekibi toplamıştı Kumbil..

Ayakkabı boyar, onurla yaşar,bayatlamış para taşımazlardı,

Hiçbir zaman çirkin olaylara karışmazlardı(hala aynıdır hepsi)

Rahmetli Veysel Ergül Amca anlatmıştı

Atatürk’ün Sinop’a geldiği günü

Meydankapı’da Atatürk’e verdiği gülü

Demişti ki :Geldiğinde tahta iskele çökecekti az kalsın..

Atam bıraktıklarınla her zaman varsın …

 

Parkta kale dibindeydi o zamanlar elektrik santralı

Akşam olunca yetmezdi gücü bir saatten sonra

Şehir karanlığa bürünürdü..

Yağlı kandiller, gazlı lambalar vardı evlerde

Bize avize gibi görünürdü..

 

Hastane, öğretmen okulu yanındaydı o zamanlar

Sağlık ocağının yeri aygır deposuydu

Seyit Bilal yolunda kurulurdu tekke

Boyanmış yumurta, kuru incir, kabuklu fıstık

Rengarenk balonlar ve pamuk şeker..

Akıncı’nın dondurma arabasını hatırlıyorum bir de..

 

Aile fotoğrafı için ya Ayyıldız’a, ya Foto Sami’ye gidilirdi

Çoluk-çocuk, ana-baba birlikte poz verilirdi

Kımıldamayın’ diye seslenirdi

Kafalarını bez içine sokarken rahmetliler

Değerli insanlardı onlar..Onlar geldi..Onlar gitti gider….

 

‘Elbise kesme’ derlerdi düğün öncesi alışverişe

Ya Çolak Hasan, Ya Tohumat’lar, Ya Dramalı

Tepeden tırnağa her şey alınırdı onlardan

En başta saplı bir ayna, bir pudra kutusu, cevizden sandık

Allahım ileri mi gittik, geri mi kaldık?

 

O zamanlar üç arabalı bu küçük şehirde

Sakarya caddesi gidiş-geliş çift şeritliydi

Ortasında akasya ağaçları vardı.

Onlar bile kalmadı..

 

Şoför deyince akla ilk ‘Ayı Muharrem abi’ gelirdi

Aklına esince jeeple denize girerdi

Bir defasında adliye merdivenlerine tırmanmıştı arabayla..

Pamuk gibi kalbiyle ,sonra utanmıştı bıyık altından Gülüp… Hatıralarıyla yüreğimizde işte…

 

Sonra delilerimiz vardı sevgileriyle gönlümüzde yer tutan:

Deli Emin, Deli İsmail, Deli hayrettin..

Ve Deli Tevfik ömrünce cumhurbaşkanı olmayı düşleyen

Hele kızdıkça kendini döven Deli İsmail..

 

Sonra hatıralarıyla gönlümüzde yer tutan büyüklerimiz

Sarı Tarihçi bir yanda,Dr. Ahmet Örs bir yanda..

Sevdiler bu şehri, insanını sevdiler

Bu şehirde yaşayıp bu şehirde son nefeslerini verdiler

 

Geri dönüşü olmayan bir yerdeyiz artık

Hatıralar gönlümüzü kanatıyor

Binlerce yılın yorgunluğuyla nefes alan Sinop’um

Her sokakta başka bir anıyla kendini anlatıyor…

 

Levent Bektaş 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer TUFAN BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE