‘Allah Kitabı Sağ Elinden Verilenlerden Etsin’ İzden Sızan 37 - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 06 Kasım 2018, Salı 13:07:59

Seher’in babası uzun yıllar İstanbul’da yaşayıp bir yıl önce köye dönen Rasim öğretmen ile sıkı ilişki içindeydi. Yıllardır yakın ilişkiler sürdürdüğü komşularını, arkadaşlarını çok da farkında olmadan ötelemiş, ilişkilerinin merkezine Rasim’i koymuştu. Mehmet Yalçınkaya’nın, Rasim öğretmenle ilişkisiyle birlikte hayata bakışı da değişmişti. Dini sanki yeni keşfediyormuş gibi heyecanlanıyor, farklı bir durgunluk hallerine giriyor, ruhani huzuru daha derin yaşıyordu. Hele ayda, üç ayda çektikleri zikir törenlerinden sonra yaşadığı boşanmışlık,rahatlık duygusu… Hem yasağın tarif edilmez hazzı, hem Tanrıyı içinde hissetmenin coşkusu… Bir tür bağımlılık oluşturmuştu. Çevreye karşı tavırları çok yumuşamış görünmekle birlikte içten içe de din ile ilgili konularda yeterince duyarlılık göstermediğini düşündüğü Rasim öğreten dışındaki tüm köylülere kini de gün geçtikçe artıyordu. Ev dışındaki muhnis görünüşünün aksine evdeki tavırları gittikçe sertleşiyor, daha az hoşgörülü oluyordu. Özellikle yazın okuldan tatile eve gelen iki kızına karşı bu hırçın tavırlar daha üst seviyeye tırmanıyor, büyük kızının hafızasındaki baba imajı kabul etmek istememesine rağmen her geçen gün erozyona uğruyordu.
 ‘Allah Kitabı Sağ Elinden Verilenlerden Etsin’ İzden Sızan 37
   Kızı ile damadı on gündür odadan çıkmayıp en büyüğü  dört yaşındaki  üç  torununun ağlamaları dayanılmaz bir hal aldığında kapıyı kırarak içeri girmekten başka çaresi kalmamıştı.  Zavallı baba önce kızının yerde kanlar içinde uzanmış cesedini gördü. Daha sonra perişan haldeki çocuklarının dışkı kümeleri arasında oturuşunu…

 Polis ve ambulans aynı anda geldiler çocuklara hastaneye kadını, morga, öğretmeni önce karakola sonra akıl hastanesine götürdüler. Kadının  dört aylık hamile olduğunu ve üç gün önce düşük yaparak kanamadan öldüğü anlaşıldı. Rasim Öğretmen kendisiyle görüşmek isteyen psikiyatri uzmanları ile önce konuşmadı sonra “Karım ölmesi. Allah’ın takdiri. Tıpkı Kuran’daki gibi, zamanı geldiğinde uyanacak ve çocuğumuzu doğuracak” dedi.  Kadının öldüğünü ve gömüldüğünü söylediklerinde hayret etti.

Öğretmen evlendiklerinde  dinine bağlı bir insandı. Arkadaşları ve ailesi onu içine kapanık muhabbetten hoşlanmayan biri olduğunu,  çalışkan başarılı bir mimar olan 32 yaşındaki karısının ilk çocuklarından sonra ev hanımı olmayı tercih ettiğini, öğretmen kadar olmasa da onun da dinine bağlı olarak yaşamını sürdürdüğünü anlattılar. Başlangıçta sadece dini konuların konuşulduğu Kur’an okunan toplantılara gittiklerini, zamanla eve kapandıklarını ve sadece Kur’an okuyarak vakit geçirdiklerini aktardılar. Evliliklerinin üçüncü yılında öğretmen istifa etti. Bir yıl sonra da askere gitti. İşte ne olduysa orada oldu.

Annesi ile babasının karısı ve çocuklarına zarar vereceğine inanmaya, hatta trenle kaçırılan çocukların “baba bizi kurtar” diye bağırdıkları duymaya başladı. Bir gece nöbetinde elindeki silahla geçen trene ateş edince askerliğe elverişsiz dediler. Hastaneye yatırdılar ve şizofreniform  bozukluğu tanısı koydular. Yani şizofren benzeri ancak kısa süreli bozukluk. Tedavi başlayınca halisilasyonları tamamen ortadan kalktı. Sanrıları azaldı karısı saplantılı düşüncelerini paylaşmakla birlikte bir profesyonele başvurmadı

Öğretmen taburcu olduktan sonra ilaçlarını kesti. Ailesini alıp İstanbul’dan uzaklaştı. Mali sorunlar nedeniyle kendi ailesinin yanına yerleşti. Kendisinden başka kimsenin İslamiyet’e uygun yaşamadığına bütün kalpleriyle inandılar. Bir kaç aya varmadan ailece bir odaya kilitlediler. Yemeklerinin kapının önüne bırakılmasını istediler. Bir daha dışarı çıkmadılar. Durmadan Kur’an okudular.  Büyükler bu gidişe dur diyebilmek için ellerinden geleni yaptı. Baskı artınca çoluk çocuk evi terk ettiler. Bu kez kayınpederinin evine taşındılar. Yine bir odaya kapandılar yine Kur’an okudular.

Karısının zamanı geldiğinde canlanacağına inanan adamın Bakırköy Ruh sinir hastalıkları Hastanesi’nin psikiyatri uzmanlarını anlattıkları bir bilimsel yayına konu olacak kadar ilginçti.

Mağaraya çekilin ki rabbiniz size rahmetini yaysın

“Ne zaman Kur’an’da tesadüfi bir yer açsak hep Kehf suresi ne denk gelirdik.” Diye anlattı adam . “Madem ki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız o halde magraya çekilin ki rabbiniz size Rahmetini yaysın” bunun Allah’ın bir işareti olduğuna inandık. Bu o da bizim mağaranızdı. Sayfayı açtığımızda ‘ Şimdi siz biriniz şu gümüş para ile kentte gönderin de baksın( şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise Ondan size bir rızık getirsin’ ayeti karşımıza çıkarsa kapıya bırakılan yemeği içeri alıp yedik, çıkmaz ise yemedik. Karımı neden gömdünüz  o ölmedi”

Doktorların ondan ailesinden ve dostlardan öğrendiğine göre karı koca aynı sanrıları paylaşıyordu . Evvelce alkol ya da madde kullanmamış başkaca bir akıl sağlığı olmayan adam hastaneden çıktıktan iki yıl sonra yeniden evlendi. Yeni eşi hastalığını anlamasın diye ilaçlarını bıraktı.  Yakınlarıyla konuşmalarına hep ‘Allah kitabı sağ elinden verilenlerden etsin’ gibi dini mesajları sıkıştırdı. Ve günün birinde ikinci karısını eve kilitleyince yine hastanelik oldu. Konuşmam dedi ısrarla Allah’a ve Meryem suresini uyacağına dair söz verdim. Atıfta bulunduğu 26 ayeti: “ Ye iç Gözün aydın olsun. ‘ insanlardan birini görecek olursan’ Şüphesiz Ben Rahman’a susmayı adadım . Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım’ de.” Bu kez ona şizofren tanısı koydular yine tedavi ettiler, yine taburcu oldu.

Bu defa da çocuk  çocuğu toplayıp baba memleketine, Taşköprü’ye, Ali Köyüne döndü.

Öğretmen ile Mimar eşi “paylaşılmış psikolojik bozukluk” adı verilen bir durumu yaşadılar. Nadir görülen, sanrıların ön planda olduğu ve kültürler arası farklılık gösteren bu bozukluk, aralarında yakın duygusal ve fiziksel Bağlar bulunan iki ya da  daha fazla kişiden birinin diğeri ya da diğerlerini etkilemesi ile oluşuyordu .

Seher’in babasının yaklaşık bir yıldır samimi ilişki içinde bulunduğu öğretmen esksi Rasim böyle biriydi.

(*)  S.Atasoy’un Don Kişot ve Sanco Panzalar öyküsünden uyarlanmıştır.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE