GÜÇMÜ SUÇMU!... - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 09 Mayıs 2016, Pazartesi 09:41:10

Dünya gücü üstün tutan “Hak”, “HUKUK” kavramını tanımayan bir anlayışla yönetiliyor. Gücü üstün tutan adalet duygusundan yoksun yöneticilerin yegâne ölçü ve gayeleri ise sömürü. Özellikle İslam coğrafyasında meydana getirdikleri kan gözyaşı ve barutla beslenen kargaşa “tekbirlerle bir birlerini boğazlayan” İslam(İslami olmayan) anlayışı. Bu anlayışta hükümlerini sürdüren emperyalistler İslam coğrafyasından beslenmek ve Müslümanlara ait kaynakları sömürmek için öncelikle Müslümanların başsız ve dağınık kalmasını sağlamışlardır.
GÜÇMÜ SUÇMU!...
Bunu başarmak içinde 19.yy’ın başlarında İngilizlerin geliştirdiği bir projeyle; Osmanlı İmparatorluğunu içeride ki işbirlikçi hainlerin de desteklemesiyle  “Duyun-ı Umumiye” (genel borçlar) İdaresi ile borç batağına sürüklemişlerdir. İngilizlerin Avrupa’daki İmparatorlukları, bilhassa Osmanlı İmparatorluğunu yok etme projesine içerideki işbirlikçiler belki de farkında olmadan ve geleceği göremeden destek olmuşlardır. İngiliz projesinin devlet bazında en büyük destekçisi ise Fransa ve İtalya idi. İttihat terakki Cemiyeti de yanlış uygulamalarıyla Osmanlı İmparatorluğunu yıkılışını hızlandırmıştır.

Böylece de Müslümanların başsız dağınık ve savaş halinde yaşamalarının da yolu açılmıştır. Bu da yetmemiş olacak ki: Müslümanları dününü inkâr eden tarihi şuurdan yoksun milletler haline getirmeye çalışılmıştır.

 

Emperyalist ülkeler böylece ellerinde bulundurdukları güçle sömürü çarklarını çevirip insanları köleleştirmeye devam etmişlerdir. Bu gün hala İslam coğrafyasında yaşayanları umutsuz, mutsuz ve güvensiz durumda kan ve barutla yaşamaya mahkûm edip canından bezdiriyorlar. Bu  “emek sömürücü” vampirler İslam coğrafyasının her bölümünde ayrı bir strateji uygulamakla bu coğrafyada yaşayanlara ölmekle yaşamak arasında cenderede bir hayat reva görüyorlar.

 

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonra bereket ki sınırları daralmış da olsa Türkiye Cumhuriyeti devleti tarih sahnesinde yerini almış ve bu güne kadarda güçlenerek kendini korumuştur.

 

Ancak; İslam âlemi sembolik görse de emperyalistlerin varlığından rahatsız olduğu “Halifelik lağvedilince ”bir bakıma Ümmet(manen) “Başsız” kalmıştır/bırakılmıştır.

İngiliz siyaseti bununla da yetinmemiş, Araplara Türkler İslam’dan çıktı “din değiştirdi” ve sizi sömürdü bu günde bıraktı gitti diye propaganda yapmış. Türkiye de ise Şerif Hüseyin hainine bağlı 3-5 bini geçmeyen ihanetçi Arapları da tüm Arabistan’a şamil kılarak Araplar Türklere ihanet etti propagandasını yaymış “Araplar Türkleri arkadan vurdu” propagandası ile 300-500 yıl ayni kaderi paylaşmış milletleri birbirine düşürmüştür.

Bu ihanet planlarının nedeni bellidir. Âmâ bazen de anlamakta zorlandığımız da olmuştur. Çünkü tarihimiz bize yanlış okutulmuş ve öğretilmiştir. Bunu bugün(29.4.2016) kutladığımız “KUT’ül Amare” zaferi bile anlatmaya yetmektedir.  

Türkiye Cumhuriyet döneminde “YURTTA SULH, CIHANDA SULH” politikasını esas almıştır. Nevar ki yönetim tarzı hiçbir zaman kendi iradesine bırakılmamış, gerektiğinde darbe ve çeşitli müdahalelerle kalkınmada hak ettiği yeri alamamıştır. Ne zaman ayakları üzerine durup kalkınma hamlesi yapsa ya darbe, ya müdahale ile karşı karşıya kalmış ve bu yolda ülkenin “başbakanı bile iki arkadaşı” ile asılmıştır. Bu olaylar tesadüfen yaşanmış olabilir mi?

Çünkü Türkiye İslam ülkelerini başı görülmüş ve insanı korkutularak sessizliğe bürünmesi sağlamıştır. Zira geçmişte Türkiye dipçik devri denilen dönemler yaşamış ve halkı sindirilmiştir.

Ama 70’li yıllar itibariyle bu algı kısmen değişmiş insanımız kendi kaderiyle ilgili işlere biraz daha duyarlılık göstermeye başlamıştır. Buna rağmen 28 Şubat Darbesi ile Türkiye’nin sosyolojik yapısını değiştirilmeye ve insanımız yeniden “cendereye” sokulmaya çalışılmıştır. Hatta o dönem durumdan vazife çıkaran “niyet okuyucu ve laikçi fetvacılar” bile türemiştir.

Birinci dünya harbinden sonra Allah’ın Türklere verdiği devlet kurma yeteneği ile İmparatorluk bakiyesinden Türkiye Cumhuriyeti devleti yeniden inşa edilmiş ayrıca da önceden kurulduğu kabul edilen devletlerin sayısını da Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 olarak gösterilmiştir. Ayrıca da kurduğumuz devlet sayısı da 16’dan fazladır.

Türklere devlet Kurma ve yaşatma meziyeti veren Allah, Araplara da muazzam bir toprak altı zenginliği vermiştir. Ama bu gün hala Araplar kabileciliği aşma becerisini gösterememişlerdir. Onun için Arabistan veya orta doğu diğer deyimle İslam âleminin gözü ve umudu genel anlam da Türkiye’dedir. Bunu bilen şer güçler ülkemizi boş bırakmamakta ve ateş çemberi içine çekmeye çalışmaktadır.

Netice olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti  kuruluşundan bu güne en güçlü dönemini yaşamakta ve dünyada sözü dinlenen bir devlet olma yoluna girmiş bulunmaktadır. Bu gelişmeler emperyalist ülke yöneticilerini rahatsız etmekte ve Türkiye’nin dünya 5’ten büyüktür diyebilen dirayetli yöneticiler tarafından yönetilmesi istenilmemektedir. Bu durum aslında biz çok da yabancı gelmemektedir devletler tarihinde daha dün diyecek kadar yakın (100 yıl önce) tarihte de ayni durumları yaşamış bulunmaktayız.

Ve son gelişmeler de göstermektedir ki Türkiye kendine geliyor ve kendi ayakları üzerinde doğrularak 3 Kıtaya ve 7 denize hükmettiği ve bu gün 48 devlet 10 da vergilerle kendine bağlı 58 devlet bulunan Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında yeniden diriliş işaretleri veren Türkiye Cumhuriyetinin önü kesilmeye çalışılıyor.

 

Ama emperyalistler de bu güçlenmeyi görüyor ve “GÜÇLENME İŞARETİ” veren Türkiye’yi güçlendikçe suçluyor ve suçlu görüyor. Ama ok yaydan çıkmıştır İnşallah biz akıllı yöneticilerimize sahip çıkarak oyunları sezeceğiz  ve onların “GÜÇMÜ SUÇMU!.” Tartışmalarına kulak asmadan yolumuza devam edeceğiz.

Niyyet hayır akibet hayır İnşallah.

Hoşça kalın.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE