KORANAVİRÜS GÜNLERİNDE MEMLEKET ZİYARETİ. - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 29 Haziran 2021, Salı 11:46:02

KORANAVİRÜS GÜNLERİNDE MEMLEKET ZİYARETİ.
Çin’de başlayıp dünyaya yayılan ve ortalığı kasıp kavuran korana virüsün öldürücü sonuçları Türkiye’de ilk olarak 11 Mart 2020 günü görüldü. Bugünden sonra insan hayatında üç terim sıklıkla girdi, maske, mesafe ve temizlik. Zaten biz Müslüman olarak temizliğe zaten dikkat ederiz. Ama temizliğin yanında maske ve mesafede günlük hayatımızın vaz geçilmezi olarak insan ilişkilerinde yerini aldı. Bu durum iki yıla yakın zamandır da devam ediyor. Öldürücü Koranavirüs nedeniyle dünyada yaklaşık 4 milyon, Türkiye de ise 50 bin’in üzerinde insan hayatını kaybetti. Bu korkutucu durum birçok dost ve yakınımızı da aramızdan aldı. Ayrıca günlük hayatımızda da farklı kısıtlamalara sebep oldu. En azından dost ve akrabalarla görüşme konuşma gibi sosyal faaliyetleri etkiledi, hatta engelledi. Böylesi olumsuzluklar içinde bizde birkaç günlüğüne, memleketimize gidelim, ölü diri bazı dost ve akrabaları ziyaret edelim istedik. Haziran ayının birinci günü sabah saatlerinde Ankara’dan hareket ettik. Fazla hıza takılmadan Çankırı Ilgaz ve Tosya üzerinden, Kargı’da ufak bir atıştırmadan sonra saat 12.30 gibi köyümüze vardık. Köyde bulunan evimizin havalandırma ve temizlik işlemlerini tamamladık. Sonra ilk iş olarak terası düzenledik ve semaveri yaktık. Komşulardan gelen giden de olmadı, köyün eski şenliğinden ve insanların kaynaşmasından eser kalmamış. Gençlik yıllarımdaki köye gidişlerimi düşündüm, insanların biri gelip biri gidiyordu, Bağ-Kur’a girmek, emekli olmak veya başka dairelerde işi olup destek istemek için gelen ve tabir uygunsa oluk gibi akan günleri buruk bir tebessümle hatırladım. İmkânlarımız arttıkça insani ilişkilerin zayıfladığını ve bazı hasletlerimizin kaybolmaya yüz tuttuğunu açıkça gördüm. Akşama yeğenimle, ablamların gelişiyle sessizlik bozuldu ve akşamdan geceye doğru ilerlerken kuşların ötüşü beni düşündürdü. Bizim çocukluğumuzda ortalık zifiri karanlık olur ve kuşlar gece ötmezdi. Köyler elektrikle aydınlatıldığı için olabileceğini düşündüğüm kuş sesleri sabaha kadar devam etti. Bir kuşun sabaha kadar ötüşü beni hayrete düşürdü. Kuş ötmüyor sanki şakıyordu ve ses bülbül sesi idi ama kardeşim Nazif kitaplarda “karakuş” olarak yazılan ve bizim yörelerde “karabakal” denilen kuşların da bülbül gibi öttüğünü ve ötenin bülbül olmadığını, karabakal kuşu olduğunu söyledi. Ne olursa olsun ötüşü harikaydı ve bana “Kuşların sessizliği” diye bir makale kaleme aldırdı. Ayrıca 1960’lı yıllarda geceleri çekirge sesleri ve köyümüzde çeltik ekildiğinden kurbağa sesleri duyulurdu. Şimdi çeltik ekilmiyor ve köyün gece sesleri değişmiş görünüyor. Çünkü köyde horoz sesi ve gece havlayan köpeklerin sesi de duyulmuyor. Bir Haziran’ı iki Haziran’a ve iki Haziran’ı da 3 Haziran’a bağlayan gece köydeki evimiz “Nezih Bey Konağında” kaldık. Haziran’ın üçüncü günü Boyabat’ta ki evimize geçtik. Yine ev temizliği sağı solu toparlama derken o geceyi geçirdik ertesi gün ise Cuma günü idi. Haziran’ın dördünde Cuma namazına Boyabat Çamlıca camiine gittim ve birkaç eski dostta gördüm. Gerek köyümüzde gerekse Boyabat merkezde tüm insanlarda bir çekingenlik sezdim.Hepsi korku içinde dışarıdan gelenlerde hastalık varmış gibi bir psikolojinin girdabında bulunuyorlardı. Yoksa böylemi buluşturuveriyorlardı, orasını bilemiyorum. Unutmadan söyleyeyim camide eski bir arkadaşa rastladım. Bu arkadaş benim yakın dostlarımdan birinin bacanağıydı. Ankara’da görev yaptığım daireye gelmişlerdi. Önce ismen hitap ederek bana hoş geldiniz dedi ve:“beni hatırladın mı? Senin çayını içmiştik?”diye yakınlık gösterdi. “Hatırlamaz olurmuyum ben aday adayı iken oy ister diye benden kaçmıştın.”dedim. Çünkü 2009 Seçimlerinde bendeniz Belediye Başkanlığına aday adayı olmuştum o arkadaşımız da ilçe yönetiminde bulunuyordu. İlginç ama teamül yoklamasında beni gördükçe uzaklaşmaya çalışıyordu. Hal bu ki ben bir arkadaşımın gönlünü kıracağıma o makamı tepelerdim. Yani oy vermese biz ilçe olarak şu aday için karar aldık dese çok büyük saygı duyardım. Kimseyi ama hiç kimseyi zorda bırakmazdım. Zaten kadercide bir insanımdır. Nasipte değilmiş ama o arkadaşı görünce kıyı köşe kaçışı aklıma geldi ve söyleyeceğimi de söyledim. Buradan yola çıkarak siyasetle ilgilenen dostlarıma çağırımdır: Siyasi Saiklerle sakın ola ki kimseyi incitmeyin ve seçtiklerinizin çoğu kez seçmediklerinizden daha faydasız olacağını düşünün. Bu bilinç önemli! Boyabat’ta dört gün: Cuma namazından sonra eve geldiğimde vefakâr refikamdan (eşimden) “Kalebağına doğru bakalım” teklifi geldi. Aslına çarşıya doğru yürümek istemiştim ama hiç bahsetmeden “tamam” dedim. Arabamıza bindik ve Kalebağına kadar gittik Boyabat Kalesinin güney doğusundan Kalebağına inerken rahmetli Ahmet Muhip Dıranas’ın eşi, Münire anneyi de yâd ettik. Münire anne 2000’li yıllarda evimizde misafirimiz olmuş Boyabat’ı gezdirmiştik. Kelebağına inerken kabaca yapılan hız kesme set/yastığını biraz hızlı geçmişim ve arka camın önünde duran bir pet şişe Münire annenin koluna gelmiş; “offf, ne oluyor ya kolumu kıracaksın.”deyişi aklıma geliverdi. Mekânı cennet olsun kendilerine rahmet dileklerinde bulunduk. Kalebağına geldiğimizde arabamızı park ederek Kolazçayının üst tarafına doğru biraz yürüdük. Çayın güzel ve berrak akışına baktık. Boyabat kalesinin ve karşısında bulunan Kırkkızlar kayasının resimlerini çektik. Kayanın tepe noktasında görünen inşaatı değerlendirdik. Orada büyük bir seyir terası yapılacağını Sn Belediye başkanımız Şefik Çekici’nin sosyal medya açıklamalarından öğrenmiştik. Bundan sonra bir talebim olmayacağı için açıklayayım. Bendeniz 2009 seçimlerinde Boyabat Belediye Başkanlığına talip olmuştum nasip değilmiş ve o düşüncem orada kaldı. Ama Kırkkızlar Kayasından Kale üzerine ve oradan da Erenlik tepesine teleferik, Boyabat için programladığım 5 projemden biriydi. Diğer biride Ziraat Bankasını bulunduğu yerden kaldırmak şehre yakışır bir meydan projesi uygulamaktı. Ziraat bankasını kaldırma işini Şefik Başkan gerçekleştirdi o manada teşekkür ederim. Kırkkızlar kayasına gelince, Kalebağından bakıldığında betonun hoş görüntü vermediğini; kale burçlarında görünen taş yapıtların ise görüntüye bir ahenk verdiğini ve betonun silületi (karartı, gölge) bozduğunu söyleyebilirim. Belki taş kaplamayla görüntü kirliliğini ortadan kaldırırlar diye de düşündüm. İnsanoğlu için medeniyet ve temizlik sayabileceğimiz doğalgazın Boyabat’a geldiğini memnuniyetle gördüm. Tesisat masrafına girmemize rağmen büyük rahatlık ve kolaylık olacağını biliyorum. Zira insanımız her türlü kolaylığı ve güzel yaşamayı hak etmektedir. Bu arada iki husus daha arz edeyim. Yıl 2006 veya 2007 idi. Eski genel müdürlerimizden Hasan Özcan ağabeyimizle BOTAŞ Genel müdürlüğünde yetkili bir arkadaşımızın ziyaretine gitmiştik. O zaman hemen Boyabat’ın doğalgaz ulaşım projelerinden bahsetti ve 2008 yılında programa alındı demişti. Sanıyorum ki takipsizlikten bugünlere kaldı. Geçte olsa Boyabat’a doğalgaz geldi. Bu durum şehirde yaşayanlarımız için çok önemli, hayırlı olsun. Koranavirüs nedeniyle insanların hatta akrabaların birbirinden kaçtığı bir dönemde Boyabat’ta ki apartman komşularımız diğer gidişlerdekinden, daha sıcak davrandılar ve yakınlık gösterdiler. Komşularım Çetin Çeltikçi ve Recep Türk başta olmak üzere As apartmanı sakinlerine teşekkür ederim. Zira Kamu görevi yaptığım yıllarda benle görüşmek için İstanbul’a gelişlerimi takip eden biyolojik yakınlarımın, Boyabat’a geldiğimden haberi olmadığı günde komşularımın yakınlığı şahsımı memnun etti. Gerçi akrabada olsa insanımızın genel yapısını biliyorum ve bu toplumda yaşayan biri olarak emeklilik günlerimde karşılaşacaklarımı da tahmin edebiliyordum. Onun içinde rahatsız olmadım ve bir beklenti içinde de değildim. Birde Boyabat Orta çarşı onarım projelerinin uygulamalarına göz attım. O projelerin uygulamasına katkı sağlamış isimsiz kahramanlarından birisi olduğuma inanarak, o günkü Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürümüz Yalçın Kurt ile Samsun ROLEVE bölge Müdürümüz Sn Ali Saral Sarıalioğlu kardeşime ve diğer emeği geçenlere teşekkür ederim. Boyabat’ımıza çok büyük destek ve katkı sağlamışlardır. Ayrıca 2007 yılında bizzat takibini yaptığım Boyabat evlerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle onarılan evlerin bazılarını da dıştan inceledim. Boyabat’ta dört gün kaldıktan sonra tekrar köyüme geldim. Kabristandaki ölülerimizi mümkün olduğunca başlarına vararak ziyaretlerde bulunduk ve 14 günlük korana önlemleri suresini tamamladığımızda birkaç büyüğümüzü de ziyaret ettik. Birçok yakın akrabamızı da ziyaret edemedik. Onların hoşgörülü davranacaklarına inanıyorum. Uzun bir aradan sonra ve Koranavirüs günlerinde böyle bir memleket ziyareti gerçekleştirdik. Hoşça kalın. Nezih Yıldırım 28.06.2021
Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE