ÖLÜM ÖTESİ BİR HAYAT - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 30 Temmuz 2018, Pazartesi 13:24:59

(Uzun eski ve güzel bir yazı) Diğer semavi dinlerde olduğu gibi İslam dininin de en temel mesajı Allah'tan başka İlah olmadığı ve ölümden sonra dirilişin muhakkak olacağıdır. Rabbimizin bizleri akleden(düşünen) şerefli ve mükemmel olarak yarattığı inancındayız. Bu inançla yaratılış gayesine uygun bir hayat sürmeye çalışıp ölüm geldiğinde imanla ölüm ötesi hayata başlayacağımıza inanırız.
ÖLÜM ÖTESİ BİR HAYAT
Özellikle de gençlik yıllarımızda hiç ölümü düşünmeden yaşadığımız gibi yaşlandığımızda da dünya hayatına dört elle sarılıp sanki sonsuzluğu yakalamış gibi ömür sürer ölüm ötesi hayat düşüncesinden uzak dururuz.
 
Hâlbuki insan her adımını ölüm ötesi hayatı düşünerek atmalı, her davranışını ve her sözünü ona göre söylemedir. Bilmelidir ki, bu dünya sadece bir imtihan sahasıdır ve tek kurtuluş yolu da ahirete göre yaşamaktır.
 
Ama inandığımızı söylemekle beraber ölüm gerçeğini kabullenmekte zorlanmaktayız. İnsanoğlu Öleceğini bildiği halde kendine ölümü bir türlü yakıştıramamakta ve bazı hallerde belki de bilmeden Allah’a isyan etmektedir.
 
Bazıları da Allah'ın dinine savaş açma cesaretini gösterebilmekte ve Kuran'ın mealen ifadesine göre “insan en güzel suretle yaratılmasına rağmen” yaptığı bozgunculuktan dolayı aşağıların aşağısına çekilmek için adeta gayret sarf etmektedir.
 
Günümüzde insanları dinsizliğe sevk etmeye çalışan ve ömrünü dinsizliğe adayan insanların cesaretinin sebebi de ölüm ötesi hayatı kabullenmemesinden olduğu sanılıyor.
 
Esasında sapkınlıkların ve bozgunculukların önüne geçebilecek tek şey ahiret hayatını kabul etmek ve ona göre davranabilmektir.
 
İnançlı insanlarda da bir gevşeklik ve boş vermişlik görülüyor ki, "Din, Allah ile kul arasındadır." kavramını dar anlamda yorumlayıp, bunca karalamalara ve sapkınlıklara kulak tıkamaktadır.
Hatta inançsızların inandıklarına sahip çıktığı kadar bile inanç değerlerine sahip çıkamamaktadır.
Muhakkak ki Allah dinini korumaya güç yetirebilir. Ancak inananlar da pasif olmamalı ve dinlerine sahip çıkıp her türlü şekilde Allah yolunda mücadele etmelidir. İnanan bir kişi, kendini en güzel şekilde yetiştirmiş, Kuran'ı ahlakını almış, kendini Allah yoluna adamış olmalıdır.
 
Ahireti her an düşünebilen, dilinden güzel sözleri Allah'ın hatırlanmasını, duaları düşürmeyen, gönlünde gerçek Allah sevgisini taşıyan, ruhu bu sevgi ve aşk ile tatmin bulmuş bir kişi olmalıdır. Duyarlı, düşünceli ve Rabbine karşı kalbi ürpererek boynu bükük olan, bir gülümsemeyi çok görmeyen ve kötülükten alıkoyup iyiliğe sevk eden... Daha sayabileceğimiz bir çok güzelliği ve özelliği ancak ölüm ötesi hayatı sürekli düşünerek ve Allah'tan isteyerek edinebiliriz.
 
 
 
 
ÖLÜM!...
 
ÖLÜM.
Ölüm, değildir yokluk. Ölüm ölümsüzlüğe yolculuk.
Ölüm, kimine korku verir. Kimine de mutluluk.
1998 (N.Yıldırım ‘Yanan Gönlüm’ Kitabından S.82)
1998 yılında ölümü böyle tarif etmişim.
 
Birçok yazarçizer ve düşünce adamı da, hatta peygamberler bile ölümü farklı şekillerde en çokta “ölümsüzlük” olarak tarif etmişlerdir. Ölüm gerçekten ölümsüzlük müdür. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’e göre ölüm öldürülmüştür ve “MÜJDE” başlığı ile şöyle ifade edilmektedir.
“Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun.
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!...”
Müslüman alimlerin çoğu da, başta hazreti Mevlana ölümü, “vuslat” kavuşma olarak görmüş ve kendi öleceği günün adına da “düğün gecesi” demiştir.
Yine merhum N.Fazıl Çile kitabının sonlarında el yazısı ve “KAPI” başlığı ile ölümü son kapı ve ölümsüzlüğün başlangıcı gibi görmüş;
“Kapı, kapı bu yolun son kapısı ölümse; Hey kapıda ağlayan, o kapıda gülümse” diyerek “ölüme ağlamanın” anlamsızlığını ifade etmeye çalışmıştır.
 
Pekiyi “Ölüme” biz nasıl bakıyoruz?
Başta bendeniz 1998 de ölümü yokluk ve yok olmamak olarak belirttiğim halde geçmişte gittiğim hekimin ifadesini duyunca “itiraf etmeliyim ki” dizlerimin bağı çözüldü. Şükür ki sonuçlar iyi geldi elhamdülillah. Sonuçta şikâyet edeceğimiz bir merci de yok zaten. Sadece müracaat edeceğimiz yalvarıp yakaracağımız Rabbimiz zaten hüküm koyucuda ancak O!.. Ona razı olmaktan öteye de elimizden bir şey gelmiyor zaten.
Bu gün ölüme bu kadar düşünmemin sebebi, giden hafta 20.12.2015 günü vefat eden eniştem Recep Çeliker ve 25.12.2015 tarihinde vefat eden 2.eniştem Mustafa Dilsiz ’in vefatları biz aile efratlarını üzmüş ve ölüm üzerine düşünce yoğunluğuna sebep olmuşlardır.
 
Herkesin tanıdı akrabası muhakkak iyidir. İnsanlar çevresinde yaşanan ölüm olaylarından sonra mutlaka ölülerin ardından onların iyiliklerinden bahsederler. Tabi bizde eniştelerimizin iyiliklerini köşemizin elverdiği ölçüde anlatmak onları yad etmek isteriz. Ama inanın bu insanlar mükemmel yaşamış ve çevrelerinde iz bırakmış insanmlardı.
Öncelikle Recep Çeliker(82)ilerlemiş yaşına rağmen kendi alın terinden başka bir şey yemedi öldüğü gün bile çalışarak ağaçlar gibi ayakta öldü.
Hatırşinas ve iyiliksever kesinlikle komşularıyla tartışmaz herkese yardım etmeye çalışır ve gani gönüllü idi. Sofrası açıktı o yörede sofrasına oturmayan belki de yoktu. Allah rahmet eylesin biz ondan razı idik İnşallah rabbimde razıdır ve cennetine koyar.
Mustafa Dilsiz(67) Kendisi sağlık emekçisi idi. İstanbul’da yaşıyor memleketini çok seviyor ve her yazın köyüne giderek bir bakıma üretmeye devam ediyordu. Bağ bahçe işlerine bakardı gezmeyi çok severdi insanlarla barışık ve karşıdaki insanı hep yükseltmeye çalışırdı da diğer eniştem gibi “ağaçlar gibi” ayakta öldü ve ölümü de güzeldi, bir Cuma sabahı sabah namazından geldikten sonra yattığı yataktan kahvaltıya kalkamamıştı. İnançlı idi. Oda biliyordu ki aldığı her nefes sayılı ve dönüş Allah’a idi. Aynen öyle oldu. Rahmetli Mustafa Dilsiz eniştemiz babaya hasret büyümüştü çünkü o çok küçükken babası ölmüştü ve babasına hasreti yanına yatarak gidereceğine inanıyordu.
Tamda yanına yatırıldı çünkü öyle istemişti. Allah ikisine de rahmet eylesin.
Şu anda bile yazımı yazarken Gazeteci Hasan Karakaya’nın Mekke’de öldüğünü duydum. Allah ona da Rabbim rahmet eylesin 28 Şubat zorbalarının baskısına boyun eğmemiş ve mazlumların sesi olarak gazeteciliğine devam etmişti. Onunda mekânı cennet olsun.
Evet Ölüm gerçek ama kabullenmek zor. Ölümün gerçekliği bilinmesine rağmen insanların birbirleriyle didişmesini anlayamıyor ve “Aunius Ayrelius Simalhus” bilim adamının “Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım. Hepimiz ayni yıldızlara bakıyoruz. Ayni gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız. Ve ayni gökyüzünün altında yaşıyoruz.” Demesini hatırlıyorum.
Ölümü düşündükçe insanoğlunun dünyaya sığmayışına birbirleriyle bu kadar didişip durmasına akıl sır erdiremiyorum. İnsan öleceğini bildiği halde dünyalığa bu kadar sarılıp da dünyayı kendisine zindan etmesi karşısında ya öleceğini bilmeseydi ne yapardı diye düşünüyorum.
Ölümün yüzü soğuk ve “acı” İnsanoğlu da ölüm gerçekliğini bildiği halde kabullenmekte zorlanıyor. Ama düşününce “ölümsüzde” olmuyor. Diyor “ölüm” gibi yüzü soğuk bir yazıyla sizi sıktı isem kusura bakmayın diyorum.
İnsanın bitmeyen projeleri karşısında ölüme de hazırlıklı olmasını tavsiye ediyorum.
Selam ve dua ile.
 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE