Sinop’un İlk Öğretmen Okulu (İZDEN SIZAN -17) - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 19 Temmuz 2018, Perşembe 12:23:48

Seher kaydını yaptırıp nöbetçi öğrencinin gözetiminde, elinde çantasıyla kayıt odasından çıkarken işlemlerini yapan Memur Türkmen(Saka) Hanım’ın eli radyonun düğmesine gitti. Radyodan ‘Müzeyyen Senar’ın Kapıldım gidiyorum, bahtımı rüzgarına’ şarkısının hüzünlü nağmeleri bir müddet Seher’in ardı sıra gitti, sonra tükendi. Henüz yeni sayılabilecek yapının yatakhanesine doğru yollanan Seher artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, yeni, farklı, zorlu bir yaşamın kendisini beklediğini idrak ediyordu.
Sinop’un İlk Öğretmen Okulu (İZDEN SIZAN -17)
Okulun ilk öğrencilerinden sayılırdı. Şimdiki okulun 1957’de Deniz Ast Subay okulu olarak temeli atılmış, üç yıl çalışma yapılmamış, 1960 Devriminden sonra binanın yapımına Kız Öğretmen Okulu olarak devam edilmiş, bina yapım halinde iken İlk kez 1962-63 eğitim öğretim yılında Yeni Mahalledeki Ada Mektebinin yanındaki Rumlardan kalan, üzerinde 1899 tarihi yazan yapıda öğrenimine başlamıştı.

***

Kastamonu’dan Sinop’a gelen 10’u Lise öğrencisi ile 40’ı ortaokul öğrencisinden oluşan grup güzel bir Eylül akşamı Kamyondan bozma Fahri Ağabey’in arabasından garaja inmişti. Başlarında Kastamonu öğretmen okulu öğretmeni Atalay Acun’la birlikte  o yıl lise bire devam edecek öğrencilerden Şirin Karakaş’ın babası Hüseyin (Karakaş) kente girmek için hareket etmek üzereydiler. Çocukların tahta bavullarını yükledikleri iki el arabası önde, çocuklar  ve mihmandarları arkada; ortası ağaçlı, iki şeritli bulvardan ( Sakarya Caddesi’nden) kafile ile geçerken akşam sefası için bay, bayan sahile inen Sinoplular, alışık olunmayan bu guruba; ‘bunlar kim ki?!” anlamında bakış fırlattıktan sonra Tershane yönüne ilerliyordu.

Kervandaki çocuklar ise ilk kez karşılaştıkları bu yeni mekanı anlamak için meraklı gözlerle çevreyi incelemeye çabalıyor, yabancı mekanda olmanın verdiği endişeyle birbirlerine sokularak neredeyse tek vücut değişik bir organizma gibi yapışık yürüyorlardı. Hükümet Meydanı’ndan aşağı sarktıklarında deniz kenarındaki büyük yapıyı gören çocukların büyük kısmının yüzleri aydınlanmış, hedefe varmışçasına rahatlamış, sabahtan beri yüzlerinde asılı duran merak tavırları yerlerini sevinç yumuşamasına bırakmıştı.

Az sonra büyük yapının yanına ulaşan kafilenin öncüleri olan el arabacılarının, sola kıvrılan yolu takip ederek uzaklaşması, az önce büyük yapıyı gördüklerinde içlerine sevinç dolan bazı öğrencilerinin itirazına neden olmuştu. Çünkü Kastamonu’dayken oradaki öğretmenleri bundan sonra eğitimlerini devam ettirecekleri  Sinop’taki okulun, ‘deniz kenarında beş katlı gıcır gıcır bina’ olduğunu söylememiş miydi?! Az önce Hükümet Meydanından aşağıya sarktıklarındaki gördükleri ve şu an önünde bulundukları bu büyük bina okulları olmalıydı ve/öyleyse arabacılar yanlış yöne gidiyorlardı.

Ancak arabacılar çocukların itiraz seslerine kolan vurdurmadan, çocukların okul sandıkları büyük yapıyı geçip yollarına devam ederken ‘Turist Otel’in çalışanları caddeden grup halinde geçen bu tuhaf kervanı meraklı gözlerde seyrediyorlardı. Yarı şaşkın ve yorgun vücutlarla kervan, Sinema Caddesi’ne girdi. On dakika sonra üç katlı iki yapının bahçesini çeviren üç metre yükseklikte taş duvarların dibindeydiler. Bahçe girişi için yirmi metre de Karantina Sokak’ta yol almak gerekiyordu. Dik sayılabilecek ham yolu, arabacıların tepeleme dolu el arabalarıyla çıkması oldukça zordu. Çocukların yardımıyla arabalar yokuşu aşıp bahçe kapısından girdiler. İlk bina parlak badanasıyla ala karanlıkta oldukça heybetli görünüyordu. Ancak arabacılar birinci binayı geçip sarı badanası solmuş yandaki yapının önünde durunca çocukların hayal kırıklığı çöküntüye dönüşmüştü.

***

1962 yılının eylülünde eğitim öğretime başlayacağı ilan edilen Çukurbağı Mevkiinde yapılmakta olan Kız öğretmen Lisesi henüz öğretime hazırlanamamıştı.Yerel yöneticiler Vali Şevket Esen ve Milli Eğitim Müdürü Abdullah Atay, İstiklal İlkokulunun yanındaki,bir zaman tütün deposu olarak kullanılan, atıl durumdaki Rum’lardan kalan yapının geçici olarak öğrencilere hizmet vermesi kararına varmak durumunda kalmışlardı. İşte Kastamonu’dan gelen çocukların önlerinde durdukları bina Rum’lardan kalan bu yapıydı.

***

Sular artık kararmaya başlamıştı. Gelenler alaca karanlıkta şaşkınlıkla binayı ve çevreyi incelerken nereden çıktığını anlayamadıkları ütülü elbiseli, kravatlı, fotör şapkalı orta boylu, orta yaşlarında bir adam ‘hoş geldiniz’ değince dikkatler onun üzerinde toplandı. Adam:

-İsmim Arif Kırışoğlu. Bu okulun müdürüyüm. Bundan sonra birlikte olacağız. Şimdi arabadaki eşyalarınızı alt kata taşıyıp, gecelemek için neler yapabileceğimize bakalım, dedi.

 

Yetmiş beş mumluk lambanın aydınlığında binanın zemin katının köşesine valizler yığıldı. Müdür kapının yumruk büyüklüğündeki asma kilidini kapadıktan sonra:

-Haydi yukarıya çıkalım, dedi.  Müdür önde tüm kafile binanın yan yüzüne bitişik yirmi iki basamaklı merdivenleri aşıp birinci kata girdiler. Çocukları sınıf olarak hazırlanmış ancak sıraları ortada toplu duran yüksek tavanlı, ağaç tabanlı genişçe odaya soktular. Müdür:

-Çocuklar sıraları düzenleye görün, birazdan size akşam yiyeceğini dağıtacağız, deyip çocukların mihmandarlarıyla Müdür Odasına geçtiler.

Yarım saat sonra ellerinde tepsilerde helva, zeytin, domates, haşlanmış yumurta ve çeyrek parçalara bölünmüş ekmekler olan üç tepsiyi, üç adam öğretmen masasına bırakıp dışarı çıktı.

Yemekten sonra yine müdürün öncülüğünde, bu defa binanın içindeki merdivenlerden bir üst kata yatakhaneyi çıktılar. Müdür bu yıl orta okula başlayacak küçük öğrenciler için iki odayı, liseye başlayacak büyük öğrenciler için, diğer iki odayı küçükler için ayrıldığını duyurdu. Büyük çocuklarla küçükleri ayrı yatakhaneye yönlendirirken çocukların daha sonra  edebiyat ve sosyal bilgiler öğretmeni olduklarını öğrenecekleri iki bayan Ayten (Kırışoğlu) Hanım ve  Ayşen (Beşni) Hanım yanlarında bitti. Ayşen Hanım Küçüklerin koğuşlarında kalırken, Ayten Hanım büyüklerin koğuşunda kalmışlardı.

Koğuşlar da derslikler gibiydi. Yani yüksek tavanların altında ranzalar ortada, yataklar bir köşede yastık ve nevresimler diğer köşede yığılmış, bırakılmıştı.  Yorgun vücutlar dinlenmek için yer umarken karşılaştıkları manzarayla biraz daha göçtüler. Rehber öğretmenlerin:

-Dinlenmeye yarım saat kaldı! değip ranzalara yapışmasıyla sihirli el dokunmuşçasına odalarda çalışma başladı.

Öğretmenlerin gözetiminde ranzalar yerleştirildi. Yataklar konuldu, yorganlar nevresimsiz olarak yatakların üzerlerine atıldıktan sonra yataklar paylaştırıldı. Yatmak hazırlığındaki çocuklar perdeyi kapamak için pencere önünü geldiğinde gökteki dolunayın denize vuran şavkının kendilerine kadar ulaştığını görebiliyorlardı. Ay ışığı ve çevrenin sessizliği izleyenlere masalımsı bir manzara sunuyordu.

 

Sabahleyin, gündüz güzü ile binanın dökük hali çocukların morallerini bir kez daha yıkmıştı. Binanın sarı badanası yer yer dökülmüş, özellikle alt kat pencerelerinin bir kısmı çatlak, çerçeveleri boyasızdı.

Mutfak, ardiye banyo ve lavaboların bulunduğu zemin katta bölümleri ayıran duvarlar sıvasız, zemin tümden karanlık ve rutubetli görünüyordu. Yine zemin katta yemekhane olarak ayrılan bölüme uzun uzun lataları uzatarak derme çatma masalar yapılmış, bir iki kırık sandalyeden başka oturacak yer ayarlanmamıştı.

 Bahçede toplanan çocuklara birer avuç kuru üzüm, yarım somun ekmek vererek kahvaltı etmeleri sağlandı.

Önce okulun eğitime hazırlanması gerekiyordu. Yemekten sonra öğretmenlerin gözetiminde çocuklar yatakhaneye çıkarak akşamdan el yordamıyla düzenledikleri yatakhaneye çeki düzen vermeye koyuldular. Yorgan ve yastıklara nevresimler dikilerek yatakhanenin düzeltilmesi işine başladılar.

Öğlen yine domates, peynir, üzüm ve yarım somun ekmekten oluşan yemekten sonra yatakhane düzeltme çalışması okul müdürü de içinde, okulun mevcut dört öğretmeninin gözetiminde sürdü. Akşam yemeği için Ahmet Taban’ın fırınında yarı pişmiş ‘zeytin yağlı imam bayıldı’ gelmiş, çocukların alışkın olmadığı yiyecek onların yarı aç yatmasına neden olmuştu.

 

 

Bir ay kadar devam eden bu göçebelik hali  Sabriye ve Kemal Atabek aşçı olarak atanıp, Cennet Teyze ve Nuran Abla da yardımcı olarak göreve başlayınca sona erdi. Yemekhane oturdu.

Ancak yine de yeni binaya taşınana kadar, yüz civarındaki yatılı öğrencilerin arasından her hafta sekiz on öğrenci nöbetçi olur, fasulye, pirinç ayıklamada, aşçılara yardım eder, bulaşıkları yıkarlar, derslere girmezlerdi.

 

Nihari (gündüzlü) otuz, Leyli (yatılı) yaklaşık yüz kız öğrenciden  oluşan ‘Kız Öğretmen Lisesinin’ Tüm personeli: Arif Kırışoğlu (Müdür), Ayten Kırışoğlu (Edebiyat), Ayşen Beşni (Sosyal Bilgiler), Celal Dikici ( Matamatik) den meydana gelen dört öğretmenin yanında;  Muhasebeci  olarak Osman Görgün, ayniyat memuru olarak Türkmen Saka, katip olarak da Nurşen Konukman’dan ibaretti.

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE