SÖYLEŞİ VE POLEMİK - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 26 Eylül 2018, Çarşamba 14:59:55

Ulusal basında da yer alarak, haberlere konu olan Ahmet Muhip Dıranas Edebiyat Şenliği’nin yaratımcısı ve küratörü Volkan ATILGAN ile hem Ahmet Muhip Dıranas Edebiyat Şenliğini hem de son günlerde Sosyal Medya üzerinden yapılan bazı sert ve tepkisel paylaşımlar hakkındaki düşünceleri üzerine görüştük;
SÖYLEŞİ VE POLEMİK
- Sayın ATILGAN sizi tanımayan kişiler için bir kez daha kısaca kendinizi tanıtmanızı istersek; Kimdir Volkan ATILGAN?
- Doğduğum suyunu içtiğim ekmeğini yediğim bu kente dair içimde hissettiklerimi bu kente ödeyebilmek adına On senedir çoğunlukla kendi imkanlarımla bazen de bu çabama ortak olma nezaketini esirgemeyen dostlarım ve kurumların destekleriyle ulusal ve uluslararası düzeyde etkinlikler gerçekleştirdim.
Cumhuriyeti ve geçmişini unutmasın yeni kuşaklar diye Tarabalar “ Bir Ayancık Belgeseli” sergisi onlarca yurt içi ve yurt dışı şehirde aksettirdi o yılları ziyaretçilere. Çok uzak olmayan bir geçmişte varlıklarını kâğıt üzerine atılan imzalarla asla silemeyeceğimiz; Bir fincan kahveyi evin küçüğüyle istettiğimiz yan komşumuz olan Sinop’lu Rumlar ‘ı  “ Oh Olsun Fenalıklara” adlı belgesel fotoğraf sergisiyle, sırf nüfusu az bir kaza olursa az insan ölür mantığıyla kentin başına musallat olan Nükleer belasına dur diyebilmek için kentin doğal ve tarihi güzelliklerini Türkiye ve Avrupa kamuoyunun dikkatine sunan “ Nükleer mi? Sinop’a mı? Oldu Canım” sergisiyle evimi sırtıma alıp dolandım yıllar boyu.
Yaşadığım ilçenin refahını yükseltmeye yönelik çalıştaylar, kent buluşmaları organize ettim.
Mutlu kente edebiyat, sanat, dolu bir etkinlik yakışır diye düşündüm beni destekleyen sanatçı dostlarımın katılımlarıyla ve organizasyonun gerçekleşmesine omuz veren Sinop âşıklarıyla birlikte dünyanın ilk mutluluk temalı festivali olan Uluslararası Mutluluk festivalini tüm imkânsızlıklara, bırakın desteği kösteklere rağmen üst üste iki sene ardında el elde baş başta eksilere dayanan bir muhasebe tablosuyla gerçekleştirdim.
 
- Sinop’lular ve Sinop’a gelenlerin iki senedir keyifle katıldığı Uluslararası Mutluluk Festivalini’nin son anda buruk bir mesajla iptal edildiğini paylaştınız.
- Evet iki senedir ulusal ve uluslararası platformda ses getiren dünyanın mutluluk temalı ilk Sanat festivaliydi “ Uluslararası Mutluluk Festivali” dileğimiz festivalin uzun yıllar süren tüm dünyada Sinop’u anımsatan, Sinop’la özdeşleşmiş bir festival haline gelmesiydi ama ne yazık ki olamadı.
 
- Peki nedir bu kararı almanıza sebep olan etken ya da etkenler?
- Tüm organizasyonlarda olduğu gibi bir festival de büyük bir organizasyondur, hele bir de Uluslararası unvanına sahipse daha da çetrefilli bir operasyondur. Tüm hazırlıklara aylar öncesinden başlanır katılması arzu edilen tüm sanatçılarla birebir yaşadıkları şehirlerde yüz yüze görüşmek, aylarca öncesinden oldukça yoğun olan yaz ayları programlarının arasında takvimlerinde yer alabilmek gerekir, lojistik, ses sahne sistemleri yazılı ve görsel basının haberdar edilmesi, web ve sosyal medya üzerinden çalışmaların yapılması, festivale dair materyaller afiş vb nin. Kesinleşen festival programıyla birlikte de festival kitapçıklarının hazırlanması gerekir, takdir edersiniz ki tüm bu süreçler tek bir kişinin başarabileceği şeyler değil, ilk iki festivalde tüm bu süreçlerde yanımda Sinop’un en aktif STK larından biri gönüllülük esasıyla yer aldı ve festivali var ettik. Fakat en önemli faktör yerel yönetimlerin desteğidir ilk festivalde almış olduğumuz yerel yönetim desteği ikinci festivalde minimum düzeyde kaldı bu sene ise açıkça Yerel yönetimin “ bir festival yapılacaksa ben yaparım” yanıtını almamızı takiben STK ların üzerinde oluşan görünmez baskı ortaya çıktı. Bu bir kollektif işidir, gönüllü desteği olmadan ne yazık ki şahıs olarak tek başıma benim gerçekleştirmem mümkün değildi.
 
- Peki son günlerin en sıcak tartışmalarına konu olan Ahmet Muhip Dıranas Edebiyat şenliği nasıl hayat buldu? 
 
- Bu şehir için, bu şehrin değerlerini korumak, canlı tutmak için var gücüyle hiçbir menfaat gütmeden her platformda çabalayan bir avuç insan var. Ben de bunlardan biriyim. Esasında şenlik 3. Uluslararası Mutluluk Festivalinin içinde özel bir bölüm olarak şairin anısı yaşatmak, yeni nesillere anımsatmak adına planlanmıştı. Festivalin iptali durumu ortaya çıkınca da bu özel bölümü başlı başına kentimin kıymetli edebiyatçısı Ahmet Muhip Dıranas adına bir edebiyat şenliği olarak organize ettik. Adil bir jüri tarafından adilce bir seçimle gerçekleştirilen bir şiir armağanı da verdik değerimizin adını daha da kıymetli kılmak için.
- Bir insanın yaşadığı şehri sevmesi farklı bir şey ama böyle bir aşkla sahip çıkması ise bambaşka bir durum nedir sizin bu Sinop sevdanızı sürekli canlı tutan bu kadar çabalamanıza sebep olan? Bildiğimiz kadarıyla herhangi bir gelir elde etmiyorsunuz da tüm bu etkinliklerden?
- Sinop!
Deli dalgaları şiirlere, şarkılara aksedip dilimize; Fahriye Abla’nın güzel komşuluğunun şiirden şarkıya oradan da yedinci sanatla zihinlerimize yer ettiği efsanelere konu olan efsanevi güzellikteki kent!
Hani büyüklerimiz hep gördükleri güzellere “ Allah Çirkin Şansı versin” derler ya işte bu kent te bu duayı hak edecek güzellikte ama maalesef kaderi bu duadaki gibi olmamış olamamış olamıyor.
Dünya tarihinin önemli kentlerinden biri olmasına, dünya coğrafyasının nadide kentlerinden biri olmasına, Türk edebiyatının önemli kentlerinden biri olmasına, Ülkenin en mutlu insanlarının yaşadığı “Mutlu Kent” Unvanına sahip olmasına rağmen, genç nüfusun işsizlik, eğitim olanaksızlığı yüzünden terk etmeye mecbur olduğu, kalan orta yaşlı ve yaşlı nüfusun ise doğal olarak emeklilik yıllarında mutlu olduğu bir şehir. Ben bu kentin gerçekten mutlu olmasını arzu ediyorum, ekonomik anlamda en kısa ve uzun vadeli çözüm bacalı değil bacasız sanayide yani turizmde ve turizm sadece yazın üç ayı gelenlerle yapılacak deniz sahil turizmi anlamına gelmiyor. Kentin önemli bir tarihi geçmişi var, kentin muhteşem bir edebiyat sanat geçmişi var bunlar ön plana çıktığı yılın 12 ayının dolu dolu geçebileceği Kültür Turizmi var olsun istiyorum.
 
- Söyledikleriniz gayet mantıklı ve gerçekleşebilir hedefler, peki siz bunlar için çabalarken kişi ya da kurumlardan yeterli desteği alabiliyor musunuz?
- Bu on sene içinde bir aktivist olarak, bir Sinop sevdalısı olarak yaptıklarımın özetini az önce anlatmıştım. Sanılmasın ki hepsi kolaylıkla oldu bu süreçte elimi hiç bırakmayan her daim destek olan dostlarım ve kurum kuruluşlar oldu ve olmaya da devam ediyorlar ama genellikle yenilikten korkan ya da kendi kapalı kutusunun içinde körlerin sağırları ağırladığı ortamlara ait çarpılan egolar en sert kayalar gibiydi.
- Ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldınız?
- Tarabalar ile izinsiz fotoğraf paylaşımı ithamlarından, daha önce araya ricacılar koyarak “ N’olur bizim aile albümü de arşivde yer alsın” kelamlarının sahiplerinin, bir anda büyük büyük teyzemin fotosunu paylaşmışsın bilmemkaçbin TL telif isterimleri söylemeye başlamalarını;
Oh olsun Fenalıklara için borç gırtlaktayken kredi kartıma yüklenerek araştırma için gidilen yurtdışı ve yurt içi ziyaretlerin, iki halkın kardeşliğinin pekişmesi için sanat vesilesiyle yaptığım davetlerin karşılığında “ Patriğin paralı köpekliği” “ Hristiyan Misyonerliği” ;
Uluslararası Mutluluk Festivali ile bana ve festivale destek olan STK nezdinde “dolandırıcılığı”
-
- Evet esasında son bir haftadır özellikle Sinop yerel basını ve sosyal medyada yer alan haberler asıl sormak istediğimiz. Bir de sizin tarafınızdan dinlemek isteriz.
- Kentin en önemli değerlerinden birinin anısına gerçekleştirdiğim/iz Ahmet Muhip Dıranas Edebiyat Şenliği ile ilgili olarak ilk önce “izinsiz kafalarına göre barda pavyonda etkinlik gerçekleştiriyorlar, Şairin adına leke sürüyorlar” diye ortalığı ateşe verip devamında bizden geri bir adım görmeyince de akıllara durgunluk verecek bir şuursuzlukla şahsım üzerinden her daim şiddetle kınadığım “Terör Örgütü PKK Seviciliği, Sempatizanlığı” ithamlarını savurmaya kadar gitti süreç.
- Bu kadar sert bir tepki almanıza sebep olan neydi peki?
- Bakın dünya tarihi boyunca edebiyatçılar yaşadıkları kentlerle özdeşleşmiştir;
Yunan şair Konstantinos Kavafis (1863-1933), 1910 yılında yayınladığı “Kent” adlı şiirinde doğduğu ve öldüğü şehir olan İskenderiye’den bahseder.
Dünyanın dört bir yanından nerdeyse Kafka turizmine yol açacak derecede, kente gelenler, Prag'ın Kafka'nın ruhuna işleyen sokaklarını bulvarlarını görmeye gelirler. Kafka eşittir Prag özdeşleşmesini yaratan bu durum edebiyat tarihinin mekan-yazar unsurunun en önemli örneklerinden.
Yunus Emre, Mevlana, Nasreddin Hoca, Orhan veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Can Yücel, Aziz Nesin….
Bu örneklere onlarca hatta yüzlercesi eklenebilir.
İmge yaratıcıları olan yazar ve şairler, düşünürler, bir kente özgünlük ve kimlik kazandırarak, dünya kültür turizmi piyasasının marka kenti haline getirebilirler
Ulusal ve dünya edebiyatına mal olmuş yazarlar artık tüm dünya vatandaşına mal olmuş demektir. Sanatına değer veren saygı duyan ve anısını canlı tutmak isteyen her birey ve kurum bu doğrultuda etik değerlere sadık kalmak şartıyla edebi ve kültürel etkinlikler düzenleyebilir / düzenleyebiliyor.
Siz hiç Kafka adına düzenlenen kültür turları için Kafka’nın yasal varislerinin itiraz ettiğini duydunuz mu? Ya da adına verilen ödüllere “ Ödül vermek bizim işimiz ve yetkimizde başkası veremez” diye çıkıştıklarını?
Ya da 50. Kuşak varisiyim diye birilerinin çıkıp gönüllere taht kurmuş Yunus Emre’nin onlarca farklı şehirde bulunan Makam Mezarlarını kapattırdığını? Adına ödüller verilmesine engel olduklarını?
Duymazsınız, duyamazsınız da!
Tüm bu durumlarda bana yapıştırılan yaftaların kaynağı azıcık eşelendiğinde karşıma her daim aynı simalar ve isimler çıktı. Mesele artık hukuki boyuta evirildiği için isimleri zikretmekte beis görmüyorum; Mete Çağdaş ve onun dümen suyundaki zatlar.
On yıldır karşılaştığım her ithama gülüp geçmiş ya da meyva veren ağaç taşlanır diye düşünsem de, bardağı taşıran son damladır adımın doğal olarak ailemin ve dostlarımın TERÖR ÖRGÜTÜ SEMPATİZANLIĞI / YANDAŞLIĞI ile ithamı ve bu ithamın ortaya çıkarabileceği linç, fişleme.
Bu doğrultuda ben; Sosyal medya aracılığıyla beni yaftalayan Mete Çağdaş adlı şahıs hakkında halkı kin ve nefret dolu eylemlere yöneltmek kışkırtmaktan ve ayrıca şahsımın onur ve haysiyetine yönelik asılsız ithamlarından dolayı Adli tatilin bitmesini beklemeden suç duyurusunda bulunacağımı;
Halka Mal olmuş bir edebi şahsiyet adına onu anmak ve adını yüceltmek için etik değerlere bağlı kalarak minnet ve saygı ile gerçekleştirdiğim etkinliğin detaylı program akışını değil de Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi memuru sayılan değerli bir opera sanatçısının gerçekleştireceği ücretsiz konser etkinliğinin gerçekleşeceği mekanı ön plana çıkartarak tüm etkinliğin bu ortamda olup biteceği intibaını yaratıp bırakın Sinop’u ülkede bile yaşamayan varislerden biriyle röportaj yapan bunun ardından yine programı gerçekleştirmekte kararlı duruşumuzun ardından bizleri “ Yürek mi Yediniz?” gibi avam bir üslupla sorgulayan halkı kışkırtan tarafıma asılsız ithamlarda bulunan sözde gazeteci “ mekan işletmecisi” Nermin Aydın adlı şahsa da hukuki işlem başlatarak en temel vatandaşlık hakkım olan Adalet’i onların başvurduğu seviyesiz yöntemlere başvurmadan, onların sosyal medya ve yazılı basını maniple ederek kullandıkları gibi kullanmadan hukukun üstünlüğüne inancımla arayacağım.
- Peki son sözleriniz nedir?
- Bu şehrin ve onun var ettiği ulusal ve uluslararası platformlarda hak ettiği yeri edinmesi, ekonomisinin güçlenmesi refahının artması için sırtımda taş taşımam gerekse onu da yapacağım. Bu tip karalamalarda bulunanlara ise ;
“Siz ne yaptınız? Ya da yapacaksınız?  Keza kültür turizmi temalı tanıtım etkinliklerinin yiyecek ve içecek sunumları ile geleneğin post-modern ve kötü taklidi olan otantizm kapsamındaki müzik-dans toplu sünnet/ nikah Sebze meyve güzeli gösterilerine indirgenerek panayıra dönüştürülmesi, özellikle edebiyatçıların bu kapsamda ötelenmesi, ya da kendin çal kendin söyle sözde etkinliklerde anılıvermesi akılcı değildir. Mevlana’sız bir Konya, Nasreddin Hoca’sız Akşehir düşünülemez. Bu gibi edebî şahsiyetlerin, asırlardır ilgili kentlerde yaşayan insanları kültürel ekonomik açıdan beslemeye devam ettiği aşikardır. Siz bu şahsiyetlerin adlarının anılacağı mekanlardan önce onların hatıralarının bakımsızlıktan viraneye dönüşmüş mekanlarını basit kapitalist kaygılardan dolayı onaramayan, onarılmasına ket koyan kişilere karşı kamuoyu oluşturun da kentin yüzü bir nebze aydınlansın size rağmen!”
Ya da siz elinizi taşın altına koymayı bırakın “ GÖLGE ETMEYİN BAŞKA İHSAN İSTEMEZ” diyebiliyorum.
Volkan ATILGAN
Aktivist & Belgesel Fotoğrafçı
Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE