Taş Ocağı 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK - Tufan BİLGİLİ

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 01 Mart 2017, Çarşamba 11:06:44

Kasası yamulmuş, kaportasının kırmızı boyası yer yer dökülmüş, on tonluk agustun marka kamyon, tümü yılankavi rampa olan, kürekle açılmış, beş yüz metrelik, ham yoldan her an istop edecek duygusu uyandırarak ığıldayarak çıkmaya çalışırken, hemen yanında elinde takozla arabaya refakat eden adam da en ufak aksilikte elindeki takozu arka tekere yerleştirmek için tetikte bekliyordu.
Taş Ocağı 1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK
Arabanın yükünü oluşturan kargo taştı. Kentte 1900 lere gelinceye kadar bina yapı malzemesi ağırlıkla ağaçtı. Ve dolayısıyla yapıların büyük çoğunluğu da ahşap yapılardı. 1900’lerin ikinci yarısına geçilince teknoloji ile yapı malzemeleri de değişmiş, ahşap yapıların yerini kagir yapılar almaya başlamıştı. Bu yapılarının temelleri için en dayanıklı ve en ucuz yapı malzemesi de Sinop’ta bolca bulanan volkanik taştı. Bunun çıkarıldığı yer ise Zeytinlik mevkiindeki Kara Abdullah’ın (Sebük) sahibi olduğu Dimi Deresi isimli alandı.

Buranın Taşları Alican ve Ahmet Günaydın isimli iki kardeş aracılığı ile işlenir hale getirilir. İşçiliklerini de kendileri ile birlikte Boyabatlı Ali(Koyun), Emin ile birlikte az sayıdaki işçiyle bu işletmeyi çalıştırırlardı. Ahmet’in yeni çocukluktan çıkmış Orhan ve Ziya ile Ali’nin oğlu Kasım da babalarına bu ağır işte yardım ederlerdi.Bir de o günlerde  bu ağır işte çalışan bir başka çocuk da Abdullah’tı(Şensoy).

Bu işçiler büyük taş bloklarının üzerindeki toprağı kürekle sıyırır, taş kütlesine ulaşınca ucu sivri Demirden küskülerle vurarak dinamik lokumunun girebileceği genişlikte bir, bir buçuk metre delerler, delinen yere dinamit yerleştirilir: Sıkıştırılan dinamite güvenli uzaklıktan ateşlenebilecek uzunlukta fitil takılır, ateşlenen fitille lağım atılarak kaya kütlesi parçalanırdı. Kullanılmayacak kadar büyük kayalar da balyozlarla murçlarla parçalanır at arabaları dahil,  Kençotlu Hüsnü- Cevdet (Çetin) Aydın (Aslan) Cevdet’in (Yaş) kamyonu gibi BMC ve Agustun markalı sınırlı sayıdaki kamyonlarla kentteki inşaatlara taşınırdı.

***

Çocuklar sokakta istop oyununun cazibesine kapılmış durgun suya atılan taş gibi, bir anda hep birlikte topun havaya atıldığı noktaya toplanıyor. İsmi söylenip top havaya atılınca herkes merkezden kenarlara dalga misali yayılıyordu.  Ayhan, Fethi’nin ismini söyleyerek lastik topu havaya fırlatmış, Fethi top yere düşmeden topu tutamamış, bu arada çocuklar etrafa kaçışmaktaydı. Fethi topu tutar tutmaz ‘istop’ diye bağırdı. Çocuklar sesle birlikte olduğu yerde çakılı kaldılar. Yalnız Tuğba fazladan iki adım atınca tüm çocuklar yerine gelmesi konusunda onu uyardılar. O ise bir buçuk adım yaklaştı. Diğer çocuklar fazla ısrarcı olmadılar. Fethi elindeki beş santim çapındaki topu Tuba’yı nişanlayarak, Tuba’ya fırlattı. Üzerine gelen topu tutmak için hamle eden Tuba topu ellerinden kaçırdı. Göğsünden yere düşmekte olan topu son anda eteğini açarak eteğinde tuttu. Fethi’nin üçüncü hatasıydı. Ve oyun dışı kaldı. Tuba bulunduğu yerden topu havaya fırlatırken Hülya’nın adını söyledi. Hülya topu düşmeden yakaladı.  Bu da Tuba’nın ikinci hakkının bitiğinin göstergesiydi. Hülya ise Ayşe’nin adını söyleyip topu havaya fırlattığında çocuklar yine çil yavrusu gibi etrafa kaçıştı. Bu kaçışma sırasında Çocuk’un ayağı takıldı tökezledi. Tam düşerken bir anda korna sesi ile birlikte burnunun dibinde kamyon tamponunu gördü.

Son bir hamleyle kendini yolun sağına atarken yere düştü. Düşüş sırasında elleri ile vücudunu korumak istediyse de şakağı yere vurdu. Bu arada kamyon beş metre ileride durabilmiş şoförün muavinlik yapan Çocuğun yaşındaki oğlu Osman arka tekere takozu koymaya çabalarken şoför Aydın telaşe ile Çocuk’un yanına ulaşmıştı. Diğer çocuklarla birlikte Çocuk’u kaldırırken özellikle kamyonunun güçlükle rampaları çıkarken sıklıkla düşündüğü hayali canlandı.

‘Dimi Deresinden yukarı Zeytinliğe rampaları tırmanmak yerine sahilden Kadınlar denizinin üzerinden Erkekler Denizi ve Gazhanenin arkasından Tekel ambarı ve kütüphane yoluyla bir sahil yolu olsa... Rampaları tırmanmadan, mahalle içlerine girmeden kolaylıkla taşları kente taşıyabilse tüm bu sıkıntılardan uzak çalışabilse, ne güzel olurdu...Hatta bu sahil yolu tüm Ada’yı dahi dolaşabilirdi. ‘

Bir an bunları düşünen Hüsnü amca kaldırdığı çocuğu yukarıdan aşağıya süzdü.

Çocuğun avuç içleri yüzülmüş, şakağı hafiften kanıyordu. Avuçlarındaki çiziği gören çocuk önce durumu önemsemedi. Arkadaşlarının yüzündeki yaradan söz edince suratını merak etti. Kamyoncu arka cebinden çıkarttığı daire şeklindeki yaklaşık beş santim çapında arkasındaki sırrı teneke ile çevrili ve üzerinde horoz olan aynayı çıkarttı. Çocuğa verdi. Yüzünü gören Çocuğun morali biraz daha bozuldu. Üzerini silkelerken aniden pantolonunun dizinin yırtıldığını görünce ağlamaya başladı. Pantolonunun kirlendiğinin yanında bir de yırtılmış olması çocuğun evdeki azarını aklına getirdi. Ağlamaya başladı.

 

Olayı dışı çinko kaplı üç katlı penceresinden gören Çocuk’un Perihan Yengesi çocuklara seslenerek:’ Çocuk’u yanına getirmelerini’ istedi. Taşlıktaki kapıda çocukları karşılayan Perihan Yenge Çocuğa önce bir bardak su verdi. Diğer çocukları gönderdikten sonra Çocuğu mutfağa aldı. Yaralarına tentürdiyot sürdü.  Ancak Çocuğun aklı pantolonunun dizindeki yırtıkta idi. Ve evde yiyeceği azarı düşündükçe ağlamaklı oluyordu. Bahçeden mutfağa giren babaanneyi de gören Çocuk hıçkırıklarını tutamaz olmuştu. Babaanne durumu anladıktan sonra ‘ağlama yengen şimdi pantolonunu onarır, sana da kimse bir şey diyemez’ dedi. E.. mahallenin Hoca Ninesiydi ve oğullarını tek başına adam etmişti. Ve hala tüm sülalenin tartışmasız otoritesiydi sekseni aşmış yaşına rağmen.

Yenge pantolonunu çıkarttı. Alıp ahşap merdivenleri çıktı, yukarı kata götürdü.

Çocuk on yılı aşkın gittiği, babaannenin yaşadığı evdeki, hep merak ettiği yengenin odasına hemen hiç girmemişti. Yenge elindeki pantolonu mutfağın üstündeki -mahrem olan- yatak odasına götürdü. Köşede duran kutunun kapağını kaldırdı. Kapağın altından çıkan makineyi hemen yanındaki masanın üzerine koydu. Yırtık kısmın altına kestiği bir kumaşı koyup, makinenin silindirine bağlı kolu çevirerek yırtığı yamamaya başladı. Koldan çevirmeli Singer marka dikiş makinesi, yengenin de maharetiyle çok usta iş ortaya çıkarmıştı.

Beş dakika sonra pantolonunu giyen çocuğun yüzü gülüyordu. Yırtılan pantolon dizi yakından dikkatli bakılmazsa yaması bile belli olmayacak şekilde onarılmıştı. Annesi fark ederdi durumu ancak babasının fark etmesi mümkün değildi. Gerçi Babaanne durumu biliyordu ve Babaanne’ye rağmen Baba’nın herhangi bir şey deme ihtimali de yoktu zaten.

Eve gidince durumu annesine anlatınca hoşgörü ile karşılayacağını da biliyordu. Bahçede kazanda ısıttığı suyu leğene aktarıp biraz kül, biraz çivit koyup biraz da sabunla sürüp iyice çiteleyince pantolonun kiri de gider, her şey yoluna girerdi.

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Tufan BİLGİLİ Yazıları
E-GAZETE