YARINLAR İNŞA EDELİM - Nezih YILDIRIM

Yazdır
Paylaş

Eklenme Tarihi : 04 Kasım 2019, Pazartesi 11:52:44

YARINLAR İNŞA EDELİM
YARINLAR İNŞA EDELİM

Bazı insanlar gönüllerinde ördükleri “nefret duvarını” aşıp faydalı işler yapamıyorlar.
Çevresindeki insanlarla çok uğraşıyorlar. Toplumu oluşturan insanlarda model olma yönünde gelişmiş insanları da sevmiyorlar.
Egolarını aşamamış bu insanların yanında “öz güveni” sağlam insanlar toplum açısından ayrı bir önemli oluyorlar.
Çünkü öz güveni olmayan cehalet katsayısı yüksek fertlerden oluşan topluluklarda insanların iç dünyaları dar “egoları” yüksek oluyor.
Bu durumda “enaniyeti” (bencillik, egoizm)'i artırıyor kin ve nefret tohumlarının yeşermesine sebebiyet teşkil ediyor.
Gönüllerinde Kin ve nefret barındıran “egosu” yüksek topluluklarda da güven ortamı olmuyor, huzur kapıya bile yaklaşmıyor.
Bir insan düşünün ki, hiç bir şey değilim diyor bakıyorsun icraatıyla başkalarını küçümseyen kibir abidesi olabiliyorlar.
BU kişilerin gözleri yanlışları göremeyecek kadar kapalı,kıskançlıkları ise en tabi halleri oluyor.
Bu insanlar gönüllerinde barındırdığı kin, nefret ve öfke nedeniyle huzur bulamıyor, böylece çevrelerine de huzur vermiyor.

Bu adamlar macerayı seviyorlar çevre ilişkileri bozuk, ancak çevre edinmekte ise kurnaz ve mahir bulunuyorlar.Birine taktıklarında tüm güç ve çevre faktörleriyle o kişiyi yalnızlaştırmaya çalışıyorlar.
İstemedikleri insanın hep kötülüğünü bekliyorlar, o insanın iyi hali onlar için cinnet ve rahatsız edici oluyor.
Gönüllerinde “kötülük “ barındıran bu insanlara ve problemin arka planına; Dinginliği ve sükuneti alıp giden öfke adamlarına “hişt” demek istiyorum.
Bu nedenle, Ahmet Cevdet Paşanın devlet adamında Bulunması gereken vasıfları inceledim. Bu hisle gönüllerini çepeçevre kapatmış o öfke ve nefret duvarlarını insanların gönlünde yıkmayı düşündüm. Ve bu düşüncemin evrensel bir boyut kazanıp kazanamayacağını sorguladım.
Kindar insanların gönlünde oluşan “öfke ve nefret” duvarlarını yıkmanın denizlerde meydana gelen kasırgayı dindirmekten daha zor olacağını gördüm.
Huzur ve hüzün gibi benzer kelimelerin, anlamları üzerine ayrı, ayrı durdum.
Akif’in “işte perişan yurdumu” dediği sözü tüm insanlar için işte “perişan gönlüm” olarak algıladım.
Merhum Necip Fazıl’ın “İnsan bu su misali kıvrım, kıvrım akar’ya” diye tarif ettiği insanı “öfke ile nasıl tanımlardı” diye düşündüm.
“Cinnet’i” ruhumda temaşa eyledim. Ve insanın ruh derinliklerinde bulunan “garipliklere” akıl erdiremedim.
Öfke, nefret ve insan için en kötüsü Kin!..
Öfkenin nefreti nefretin de kini doğurduğu gördüm. Bu yıpratıcı ve “gizemli” kelimeleri hayatımızdan nasıl uzak edebilirizi sorguladım.
İnsanın ruhunu cendereye sokan ve birbirini körükleyen bu kelimeler üzerine durdum.
Hani atalarımız demişti ya “öfke ile kalkan zarla oturur” diye. İşte o öfkeyi kontrol etmenin adını merak ettim.
İslami literatür de “sabırdır” kelimesiyle izah edildiğini ve öfkelenmeden sabredeceğiz kelimesinde saklandığını hissettim.
Çünkü ufak rüzgârlarla meydana gelen dalgalanmaların, derin dalgalara dönüşüp, kasırgalar meydana getirdiğini bizzat yaşadım.
Nefretten doğan öfke’nin kasırga gibi“kükreyişine” ve gönüllerde tahrifat yapan sözüne önem verdim.
Kasırgalardan sonra sükûn meydana gelse de o kasırgaların çevreyi perişan edişi müşahhas olarak gönlümde yaşadım.
İnsanlara top yekûn gönlünde oluşan “öfke, nefret ve kini” içinde barındırmadan duvarı yıkmayı ruhu mahpusluktan kurtarmayı ve sonunda pişmanlık girdabına düşmemeyi önerdim.
Çünkü insanın en büyük düşmanı öfke ve umutsuzluk olduğunu öğrendim.
Öfke, Nefret, Kin, Haset ve umutsuzluktan uzak, gönlümüze “mahpusluk hissi” veren ve hapseden “DUVARI YIKALIM”. Kötü düşünceden sıyrılıp hoş sada bırakalım, böylece de güzel yarınlar inşa edelim.
Hoşça kalın.
Nezih Yıldırım 02.11.2019

 

 

Adınız :
E-Mail Adresiniz :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
   
Diğer Nezih YILDIRIM Yazıları
E-GAZETE